BİLİM

Saturday, January 13, 2007

Psikolojinin Metodları

1) Betimleyici yöntemler:

a) Gözlem yöntemi: Bir organizmanın içinde bulunduğu doğal duruma hiçbir müdahale etmeden dışarıdan gözlem yapmasıdır. Araştırmacı incelediğinde konuya kendi inançlarını ve görüşlerini karıştırılmamalıdır.

b) Testler ve anketler: Kişilerin zekaları, yetenekleri, kişilikleri testlerle ölçülür. Anketlerle ise kısa kısa pek çok soru geniş kitlelere yöneltilir.

c) Klinik yöntemler : Bu metodun amacı hastalıkların nedenini bulma ve tedavi etmektir.

d) Mülakat (Görüşme): Uzman kişi hastalara sorular sorarak görüşür.

e) Vaka incelemesi: Kişi hakkında bilgi toplamaktır. (ailesi, çevresi v.b)

2) Deneysel yöntem:

Deney: Araştırmacı tarafından hazırlanan gerektiğinde değiştirilebilen tekrarlanabilen araştırma yöntemidir. Deney yapılırken çeşitli faktörlerden birisi değiştirilip diğerleri sabit tutulursa buna deneysel kontrol denir.

Deney Grubu: Üzerinde araştırma yapılan etkisi incelenen faktörün uyguladığı gruptur.

Kontrol gurubu: Ünlük şartlarda bırakılan gruptur.

NOT: Deney ve kontrol gruplarının her yönden bir biri ile denk olması gerekir. (yaş, cinsiyet v.b) Bunun nedeni sadece incelediğimiz faktörün etkisini görmek diğer faktörlerin etkisini kaldırmak içindir.

Değişken: Farklı değerler alabilen Diğer öğelerdir.(Ör: yaş) Deneylerde iki değişken vardır.

Bağımsız değişken: Deneyde etkisi araştırılan sebep durumunda olan değişkendir.

Bağımlı değişken: Bağımsız değişkenin değişmesi ile ortaya çıkan sonuçtur.

Örnek: Tekrarın öğrenmedeki etkisinin araştırıldığı bir deneyde ‘’tekrar’’ bağımsız değişkendir. Sonuçta ortaya çıkan ‘’öğrenme miktarı’’ ise bağımlı değişkendir.

3) Korelasyon (Bağıntı) yöntemi: Korelasyon iki değişken arasındaki ilişki (değişken) demektir. Örneğin: Şöyle soruların araştırılmasında Bu yöntem kullanılır; Boy uzunluğu ile iyi basket oynama arsında bir ilişki var mı? , Sigara içme il e eğitim düzeyi arasında ilişki var mı? Korelasyon iki çeşittir.

a) Pozitif (olumlu) korelasyon

İki değişkenden biri artarken diğeri de artıyor, biri azalırken diğeri de azalıyorsa korelasyon pozitiftir. (0 ile +1) değerleri arasındadır.zeka-öğrenme örnek verilebilir.

b) Negatif (olumsuz) Korelasyon

İki değişkenden biri artarken diğeri azalıyor, biri azalırken diğeri artıyorsa korelasyon negatiftir. (0 ile –1 arasındadır.) örnek olarak: Başarı-tembellik verilebilir.

c) Sıfır korelasyon İki değişken arasında hiçbir bağlantı yoksa sıfır korelasyon vardır. Örnek olarak: boy uzunluğu-zeka verilebilir. şken arasında hiçbir bağlantı yoksa sıfır korelasyon vardır. Örnek olarak: boy uzunluğu-zeka verilebilir

Friday, January 12, 2007

Psikoloji Ders Notlarım Bölüm 1

İnsan ve hayvan (organizma) davranışlarını araştıran deneysel bir bilim dalıdır.

Davranış: Organizmanın bir uyarıcıya gösterdiği tepkiye davranış denir.

İç Davranış: üzülmek, düşünmek v.b

Dış Davranış: gülmek, sevinmek v.b

Psikoloji olması gerektiğini değil var olanı inceler. İdeal davranış biçimini aramaz. Bu nedenle (normatif) kural koyucu değildir.

Psikolojinin hayvanlar üzerinde deney yapmasının nedeni insan davranışlarını daha iyi anlaması içindir. Hayvanlarda bulunan sonuçlar insanlara genellenir.Bazı deneyler insan için hayvanlarda yapılır. Ayrıca hayvanlar gözlemden etkilenmezler.

PSİKOLOJİNİN YARARLANDIĞI BİLİM DALLARI

1) Fizyoloji: Doku ve organ bilimi demektir. Organların işleyişinin belirlenmesi psikolojik olayların açıklanmasına yardımcı olur. Örneğin: Fiziksel özürü bulunan bir kişi bundan dolayı üzülebilir. Utanan sıkılan bir kişi heyecanlanıp etkilenebilir. (yalan makinesi örneği verilebilir.)

2) Sosyoloji: Toplumu inceleyen bilim dalıdır. Toplumun kültürel yapısını insan davranışlarını şekillendirdiği için sosyolojiden yaralanılır.

3) Coğrafya: Coğrafya iklim ve yeryüzü şekilleri gibi konularla ilgilenir. Bunlarda insan davranışlarını şekillendiren faktörlerdendir. Örneğin: Kara deniz insanı ile Akdeniz insanı arasında coğrafyadan kaynaklanan farklılıklar vardır.

4) İstatistik: Sayısal verilerle ilgili bilim dalıdır. Psikoloji deneylerinde araştırmalarında sayı ve grafik kullanarak istenildiğinde buradan yaralanılır.

PSİKOLOJİNİN UYGULAMA ALANLARI

1) Tıp Alanı: Her hastalık organik nedenlere dayanmaz. Psikolojik rahatsızlıkların teşhis ve tedavisinde psikolog ve psikiyatriste ihtiyaç vardır.

2) Eğitimde Uygulanması: Eğitimle ilgili problemleri ortaya çıkarmak için çalışır. Sınıfların düzenlemesi, sınıfa uygun ders programı. Konuları ile ilgilenir.

3) Adalet ve askerlik: Adalet psikolojisi sanığı, tanığı, suçluyu inceler.Askerlikte talim terbiye, savaşta moral gibi durumlar için psikoloji bilgilerine ihtiyaç vardır.

4) Endüstride uygulanması: Personelin veriminin arttırılmasında iş yerinin düzenlenmesinde özel yetenek sınavlarında psikolojik verilerden yaralanılır.

5) Siyasette Uygulanması: Seçmenlerin psikolojik özelliklerini bilinmesi ve buna göre propaganda yapılması siyasette başarıyı getirir.

PSİKOLOJİNİN EKOLLERİ

Ekol: Ekol bir bilim yada sanat dalında herhangi bir görüşü benimseyenlerin oluşturduğu birliktir. Psikolojideki ekoller psikolojinin konusunun amacının yöntemlerinin neler olacağını araştırmışlardır.

A. SÜTRÜKTÜRALİZM ( İçe bakış yöntemi )

Konu olarak insanın bilinçli hallerini ele alırlar onlara göre psikoloji insanın nasıl davrandığın değil bilinçli olup olmadığını incelemedir.Bilinç ise yapıp ettiklerimizin farkında olmaktır. Bilincin içe bakış yöntemi ile incelenmesi savunurlar içe bakış (iç gözlem): bir kişinin herhangi bir olayda düşündüklerini hissettiklerini karşısındakine anlatmasıdır.

B. BİHEVYARİZM( Davranışçılık )

Yapısalcılara karşı çıkanlar çünkü içe bakışın doğru bilgi vermediğini öznel bir yöntem olduğunu düşünürler.(kişi kendini farklı anlata bilir.) psikolojinin yöntemi onlara göre deney ve gözlem olmalıdır. Psikoloji de konuşmanın doğrudan gözlenebilen yada ölçülebilen insan ve hayvan davranışları olması gerektiğini savunurlar.

C. FONKSİYANALİZM (İşlemsel Bilgi)

Bu ekole göre davranışlarımızın nedeni çevreye uyum sağlayabilmektir. İçe bakış ve gözlem, deney yöntemlerini savunurlar. Bu ekole göre psikolojide edinilen bilgiler insanların çevreye uyumlarında bir yarar sağlamalıdır.

D. PSİKANALİZM (Derinlik Psikolojisi)

Kurucusu S. Freud dur. Bu ekole göre davranışlarımızın, nedeni bilinç altında yatmaktadır. Bilinç altı farkında olmadığımız bastırılmış duygu ve düşünceler dünyasıdır. Freud’da göre hipnoz rüya analizi gibi yöntemlerle bireyin bilinç altına inerek sorunların kaynağına ulaşmak mümkündür.

E. GESTACT EKOLÜ (Bütünlük psikolojisi)

Bu ekole göre davranışlar tek tek değil bir bütün içerisinde anlamlıdır. Bu yüzden bir insanın sorununu incelerken tüm davranışları ele almak gerekir.Örneğin: müzikteki notalar tek tek anlamsızken bir parçada anlamlıdır.

Thursday, January 11, 2007

Bağışıklık Sistemi Ve Aşılar


Vücuda giren yabancı maddelerin etkisizleştirilmesi, dışarıya atılması ya da yok edilmesi için vücudun geliştirdiği bütün doğal düzenleri bağışıklık olarak tanımlamak olasıdır. Doğumla birlikte anne karnındaki steril çevreden ayrılan bebek, dış ortamda çok sayıda mikroorganizma ve yabancı madde ile karşı karşıya kalır. Bağışıklık sisteminin görevi, öncelikle bu maddeleri vücuda girdikleri yerde tutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir.

İnsan vücudunda bağışıklık sistemi (immun sistem), çeşitli organlar ve değişik hücrelerin rol aldığı düzenlerle yabancı maddeleri ve mikropları yok edebilmektedir. Sistemi oluşturan organlar şunlardır:

· Timus

· Kemik İliği

· Dalak

· Lenf Düğümleri

Bağışıklık sisteminin askerleri olarak düşünebileceğimiz çeşitli hücreler, olgunlaşma süreçlerinin değişik aşamalarında bu organlarda bulunur ve kan yoluyla vücuda dağılarak nerede ihtiyaç varsa orada görevlerini yerine getirirler. T ve B lenfositleri, makrofajlar, polimorflar ve trombositler gibi farklı gruplar halindeki bu hücreler, insan bedeninde yabancı maddelere ve mikroplara karşı durmaksızın sürdürülen savunmanın en önemli unsurlarıdırlar.

Timus göğüs boşluğu içinde yeralan iki parçadan oluşan bir organdır. Küçük çocuklarda akciğer filmlerinde rahatlıkla farkedilecek kadar büyük olan bu organ zamanla küçülür. Kemik iliği ise kemiklerin ortasında bulunan yağlı ve gözeli bir dokudur. Kırmızı kan hücreleri de dahil olmak üzere bütün kan hücreleri burada yapılır. Daha önce sözünü ettiğimiz T lenfositleri buradan timusa giderek olgunlaşır ve bağışıklık sisteminde üstlendikleri görevleri yerine getirmek üzere yeniden kana karışırlar.

Dalak, sol böğrümüzün arka bölümünde yer alır. Kırmızı kan hücreleri ve immun sistemin beyaz kan hücreleri için depo olarak görev yapar, aynı zamanda kandaki yabancı maddelerin büyük bir kısmını süzer.

Lenf düğümleri vücudun bir çok bölgesinde gruplar halinde bulunur. Boyun, koltuk altı, kasıklarda olduğu gibi yüzeyde bulunan bezeler kolaylıkla farkedilebilir. Ancak göğüs ve karın boşluğunda da çok sayıda lenf düğümü mevcuttur. Bunların başlıca görevi vücuda giren yabancı maddelere karşı bir süzgeç oluşturarak, mikropların vücuda yayılımlarını engellemek ya da geciktirmektir. Düğümler içinde bağışıklık sistemine ait sayısız hücre bulunmakta, bu hücreler insana zarar verebilecek maddelerin geçişine engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadele sırasında lenf bezeleri şişerek elle ya da gözle farkedilebilecek boyutlara ulaşabilmektedir.

Bağışıklık sisteminde yer alan hücreler, mikroorganizmalarla olan savaşlarını farklı silahlarla yaparlar. Bir grup hücre (makrofajlar, polimorflar ve bazı T lenfositleri) doğrudan mikropları yok edebilecek donanımlara sahiptirler. Bir başka grup hücre ise (B lenfositleri) kan dolaşımına antikor denilen sıvısal maddeler salgılayarak kendilerinin bulunmadığı ortamlarda dahi tanıdıkları mikropların ölmelerini sağlarlar. İşte bu hücresel ve sıvısal bağışıklık tepkileri bir arada görev yaparak, yabancı madde ve mikrop bombardımanı altında yaşayan insanoğlunun, dünyadaki varlığını sürdürmesini sağlamaktadırlar.

Bir mikrop türü çeşitli bariyerleri aşarak vücuda yayıldığı zaman hastalık meydana gelir. Belli bir süre içinde destek tedavileriyle ya da kendiliğinden hastalık atlatılır, o mikroba karşı bir bağışıklık sağlanır. Bir kez daha aynı mikroorganizma ile karşılaştığında vücut ve immun sistem bu mikrobu tanıdığı için artık hazırlıklıdır, hastalık oluşmadan onu yok eder. Biz bu durumu fark etmeyiz. Bağışıklık ömür boyu kalıcı olabilir, bazen da bir süre içinde etkinliğini kaybeder. Sistem aynı mikropla karşılaştığında ne yapması gerektiğini hatırlayamaz, yeniden hastalık oluşabilir.

Bağışıklık sistemi her zaman başarılı değildir. Kimi zaman hastalığa yenilir, en etkili antibiyotikler dahi etkisiz kalabilir ve nihayet ölüm meydana gelebilir. Bu nedenle bağışıklık sistemleri erişkinlere göre daha zayıf olan çocukların öldürücü ve sakat bırakıcı hastalılara karşı bağışıklıklarının daha bu tip hastalılarla hiç karşılaşmadan sağlanmış olması gerekir. Bu amaçla mikropların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale getirilmiş şekillerinin vücuda verilmesiyle, bağışıklık sisteminin uyarılmasını sağlamak üzere aşı dediğimiz sıvılar geliştirilmiştir.

Aşılar, içerdikleri zayıf ya da ölü mikroorganizmalarla immun sistemi uyararak, hücresel ve veya sıvısal bağışıklık yanıtını oluşturmaktadırlar. Böylece hastalık oluşmadan o hastalığa karşı direnç meydana gelmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir aşı temsil ettiği mikroorganizmanın kendisi kadar etkili bir cevap oluşturamaz. Bu nedenle kalıcı ya da uzun süreli bir immun direnç için aşıların belli aralıklarla tekrarı gerekmektedir.

İdeal bir aşı, hastalık belirtisine yol açmadan, en az hastalığı geçirmekle edinilecek kadar bağışıklık sağlayan aşıdır. Her aşı en iyi bağışıklık yanıtı sağlayacak sıvılarla ve kendisi için en uygun olan vücut bölgesine uygulanır. Kimi aşılar ağızdan (çocuk felci), kimileri adale içine (karma vb..) verilir. Bazı aşılarla tek sefer uygulama yeterliyken, bazılarının uygun aralıklarla yinelenmesi gerekmektedir. Ancak usulüne uygun şemalar dahilinde ve tam olarak yapılan aşılama programlarıyla başarılı bir korunma sağlanabilir.

Aşılarla sağlanan "aktif edinsel" bağışıklığın yanısıra, antikor denilen sıvısal maddelerin çocuklara hazır olarak dışardan sunulması, kısa süren bir koruma sağlamasına karşın hastalıklardan korunmada önemli bir yer tutar. Bu antikorlar, anneden çocuğuna rahim içindeyken kan yoluyla geçebildiği gibi anne sütüyle de aktarılabilmektedir. Buna "pasif doğal" bağışıklık adı verilir. Süt verme süresince ve doğum sonrasında 4-6 ay süreyle süt çocuğunu bir çok hastalığa karşı korur. Bir de "pasif edinsel" bağışıklık mevcuttur. Yine bir süre için etkili olan bu immun yanıt, piyasada satılan çeşitli "gamma globulinler" ile sağlanır. Gamma globulin preparatları insanlardan, hayvanlardan ya da genetik teknolojilerle elde edilen tekli veya çoklu antikor karışımlarıdır. Yeri geldikçe her bir öge ayrıntılarıyla ele alınacaktır.